Vlaherna Meryem Ana Ayazması: Şehri Koruyan Su

Why is it significant?

Ayvansaray'ın sessiz sokaklarından birinde bahçe kapısından içeri gir: önünde ağaçlı, bakımlı bir avlu ve onun dibinde küçük, sade bir kilise. İçeride, mermer bir haznenin içinde su akıyor. Bu küçük yapı, bin beş yüz yıl önce Konstantinopolis'in en kutsal yerlerinden birinin durduğu noktada.

Key Facts

PlaceVlaherna Meryem Ana Ayazması: Şehri Koruyan Su
AddressAyvansaray, 34087 Fatih/İstanbul, Türkiye
Geo Coordinates41.03850, 28.94270
Part of WalkFener ve Balat: Haliç Kıyısında İstanbul'un İnançları
GeneratedGenerated

Open the walk

Ayvansaray'ın sessiz sokaklarından birinde bahçe kapısından içeri gir: önünde ağaçlı, bakımlı bir avlu ve onun dibinde küçük, sade bir kilise. İçeride, mermer bir haznenin içinde su akıyor. Bu küçük yapı, bin beş yüz yıl önce Konstantinopolis'in en kutsal yerlerinden birinin durduğu noktada.

Beşinci yüzyılın ortasında İmparatoriçe Pulkheria burada, şehrin kuzeybatı köşesinde, Meryem'e adanmış büyük bir kilise yaptırıyor. Kısa süre sonra İmparator I. Leon yanına özel bir şapel ekliyor ve oraya Konstantinopolis'in en değerli emanetlerinden birini koyuyor: Meryem'in örtüsü. Blakhernai artık bütün şehrin manevi kalkanı sayılıyor. Bizans kaynakları bu kilisenin altın ve mozaiklerle dolu olduğunu anlatır. Rivayete göre her cuma akşamı ikonanın önündeki örtü kendiliğinden kalkardı; Bizanslılar buna olağan mucize derdi.

626 yazında Avarlar ve Persler Konstantinopolis'i kuşatıyor; imparator Herakleios şehirde değil, uzaklarda savaşıyor. Patrik Sergios, Meryem ikonasını surlar boyunca dolaştırıyor ve kuşatma başarısız oluyor. Şehir bu kurtuluşu Meryem'e borçlu olduğuna inanıyor; Ortodoks kilisesinin en ünlü ilahilerinden Akathistos, gelenekte bu zaferle birleştiriliyor. 860'ta Rus gemileri şehrin önüne geldiğinde de, rivayete göre Meryem'in örtüsü denize daldırılıyor, bir fırtına kopuyor ve gemiler dağılıyor.

Sonraki yüzyıllarda imparatorlar Büyük Saray'dan bu köşeye, Blakhernai Sarayı'na taşınıyor; Bizans'ın son sarayı burası. Büyük kilise ise 1434'te bir yangında yok oluyor, fetihten on dokuz yıl önce. Bu köşe hep tehlikedeydi: 1204'te Haçlılar Haliç tarafından, bu surların önünden saldırdı; 1453'te de buradaki surlar en çok zorlanan yerlerden biriydi. Bugünkü küçük kilise 19. yüzyılda, eski kutsal kaynağın üstüne yapıldı. Geriye kalan tek şey su... ve o su, yüzyıllardır akmaya devam ediyor.

Bugün Kariye'nin mozaiklerinden başladın; Patrikhane'nin kapalı kapısının, demir kilisenin, gemi biçimli tevanın ve Ermeni ayazmasının önünden geçtin. Ve en sona, hepsinden eski olan bu suya geldin. Bu suyu avucuna alanlar, bin beş yüz yıllık bir geleneğin son halkası oluyor. İstanbul'da inançlar değişti, adlar, sınırlar, kubbeler, cemaatler değişti; ama insanların bir mum yakıp bir yudum suyla dilek tutma ihtiyacı hiç değişmedi. Yürüyüşümüz burada bitiyor. Haliç kıyısı birkaç adım ötede; dönüşte suyun kenarından şehre doğru bakmayı unutma.

Nearby stories