Sveti Stefan: Haliç'in Demir Kilisesi

Why is it significant?

Sahildeki parkın içinde, Haliç'e bakan şu kubbeli, sivri kuleli kiliseye bak. Haliç'in kıyısında, ağaçların arasında, adeta dev bir maket gibi duruyor. Uzaktan taş gibi görünüyor, değil mi? Süslü cephesi, sütunları, korniş ve kabartmalarıyla tam bir taş kilise.

Key Facts

PlaceSveti Stefan: Haliç'in Demir Kilisesi
AddressBalat, Mürsel Paşa Caddesi, 34087 Fatih/İstanbul, Türkiye
Geo Coordinates41.03180, 28.94970
Part of WalkFener ve Balat: Haliç Kıyısında İstanbul'un İnançları
GeneratedGenerated

Open the walk

Sahildeki parkın içinde, Haliç'e bakan şu kubbeli, sivri kuleli kiliseye bak. Haliç'in kıyısında, ağaçların arasında, adeta dev bir maket gibi duruyor. Uzaktan taş gibi görünüyor, değil mi? Süslü cephesi, sütunları, korniş ve kabartmalarıyla tam bir taş kilise. Ama yaklaştıkça fark ediyorsun: bu duvarlar taş değil, demir.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi, dünyada dökme demirden yapılmış sayılı kiliselerden biri. Parçaları Viyana'da bir fabrikada döküldü, numaralandı ve Tuna Nehri'nden Karadeniz'e, oradan da İstanbul'a gemilerle taşındı. Burada bir yapboz gibi birleştirildi ve 1898'de açıldı. Projeyi İstanbullu Ermeni mimar Hovsep Aznavur hazırladı. Kubbesi, kulesi, hatta içerideki galeriler bile metal; yapının yüzlerce ton demirden oluştuğu söylenir. Yani bir Bulgar kilisesi, Avusturya demiriyle, bir Ermeni mimarın çizimiyle, Osmanlı başkentinde. Bu cümleyi ancak İstanbul kurabilir.

Peki neden demir? En çok anlatılan sebep Haliç kıyısının yumuşak, dolgu zemini: ağır bir taş yapıyı taşıyamayacağından korkulmuş. Bir başka sebep yangın: ahşap evlerle dolu bu kıyıda her şey çok kolay yanıyordu. Bir de hız: hazır parçalar inşaatı çok kısaltıyordu. Parçalar gemilerle taşınabilecek boyutlarda tasarlanmış, her biri numaralandırılmış; İstanbul'daki ustalar da onları bir kılavuza bakarak birleştirmiş. Bu yerde daha önce, varlıklı bir Bulgar ailesinin bağışladığı bir konaktan bozma ahşap bir kilise vardı.

Kilisenin bir de siyasi hikâyesi var. 19. yüzyılda Bulgarlar, Rum Patrikhanesi'nden ayrı, kendi dillerinde ayin yapılan bir kilise istiyordu. 1870'te Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Bulgar Eksarhlığı kuruldu ve bu kilise onun İstanbul'daki kalbi oldu. Patrikhane bu ayrılığı uzun yıllar tanımadı. Eksarhlık kendi okullarını, gazetelerini de kurdu; İstanbul, bir dönem Bulgar ulusal uyanışının da merkezlerinden biri oldu. Yani az önce çıktığın avlu ile bu demir kilise arasındaki birkaç yüz metre, bir zamanlar çok derin bir uçurumdu.

Kilise yıllar içinde paslandı, ağır yıprandı ve uzun bir restorasyondan sonra 2018'in başında yeniden açıldı; içerisi şimdi yine pırıl pırıl. Restorasyonda demir parçalar tek tek temizlendi, çürüyenler yenilendi; işi Türkiye ile Bulgaristan birlikte üstlendi. Şimdi parktan çık, ana caddeyi dikkatlice karşıya geç ve Balat'ın içine, yokuş yukarı dal. Renkli evlerin sokağına gidiyoruz.

Nearby stories