Ayasofya: Bin Beş Yüz Yıllık Kubbe
Why is it significant?
Meydanın ortasında dur ve karşındaki o devasa, kiremit rengi kütleye bir bak. Dört minare, kalın payandalar, ekler, yamalar... ilk bakışta bir binadan çok, yüzyıllar boyunca üst üste eklenmiş küçük bir şehir gibi görünüyor.
Key Facts
| Place | Ayasofya: Bin Beş Yüz Yıllık Kubbe |
|---|---|
| Address | Sultan Ahmet, Ayasofya Meydanı No:1, 34122 Fatih/İstanbul, Türkiye |
| Geo Coordinates | 41.00860, 28.98020 |
| Audio Duration | ~3 min |
| Part of Walk | Sultanahmet ve Bizans: İstanbul'un Bin Yedi Yüz Yıllık Kalbi |
| Generated | Generated |
Meydanın ortasında dur ve karşındaki o devasa, kiremit rengi kütleye bir bak. Dört minare, kalın payandalar, ekler, yamalar... ilk bakışta bir binadan çok, yüzyıllar boyunca üst üste eklenmiş küçük bir şehir gibi görünüyor. Ama bütün bu kalabalığın ortasında tek bir şey hâlâ her şeye hükmediyor: o alçak, geniş, neredeyse havada asılı duran kubbe. Hikâye 532'de bir isyanla başlıyor. Nika ayaklanmasında Konstantinopolis yanıyor, eski kilise de kül oluyor. İmparator Justinianus daha dumanlar dağılmadan yenisini istiyor, hem de öyle bir yapı ki kimse bir daha tahtını sorgulamasın. İşi iki mimara, aslında iki matematikçiye veriyor: Trallesli Anthemios ile Miletli İsidoros. Ve inanması güç ama yapı altı yıldan kısa bir sürede, 537'nin Aralık ayında açılıyor. Rivayete göre Justinianus içeri girince 'Ey Süleyman, seni geçtim' diye haykırmış... bunu duyan bir tanık yok, ama hikâye o kadar güzel ki bin beş yüz yıldır anlatılıyor. Kubbe ilk başta fazla iddialıymış. 558'deki depremlerden sonra çöküyor ve genç İsidoros onu daha yüksek, daha dik olarak yeniden kuruyor. Sonraki yüzyıllarda da birkaç kez kısmen çöküp onarılıyor. Yani tepende gördüğün kubbe, ustalarla depremler arasında bitmeyen bir satranç oyunu aslında. 1453'te Fatih Sultan Mehmed şehre girdiğinde yapıyı camiye çeviriyor, minareler zamanla ekleniyor. 1934'te bir Bakanlar Kurulu kararıyla müze oluyor, 2020 Temmuz'unda ise yeniden cami olarak ibadete açılıyor. Şimdi sana pek anlatılmayan bir şey söyleyeyim. İçeride, üst galerinin mermer korkuluğunda, kazınmış birkaç rün harfi var. Okunabilen kısımda Halfdan diye bir isim seçiliyor. Muhtemelen imparatorun Varangian muhafızlarından, yani İskandinavyalı paralı askerlerden biri... uzun bir ayinde canı sıkılmış ve tıpkı bugünün turistleri gibi adını taşa kazımış. Bin yıllık bir buradaydım yazısı. Bir de içerideki dev, yeşil zeminli yuvarlak levhalar var; üzerlerinde Allah, Muhammed, ilk dört halife ve Hasan ile Hüseyin'in adları yazılı. Bunlar 1840'ların sonunda Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı büyük onarım sırasında asıldı ve yazıları hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin. Bizans mozaikleri ile Osmanlı hatları aynı kubbenin altında, aynı ışıkta duruyor. Şimdi arkanı dön ve meydanın batı köşesine doğru yürü; tramvay yolunun kenarında, yerden biraz yükselen yalnız bir taş parçası seni bekliyor.