Arasta Çarşısı ve Büyük Saray Mozaikleri
Why is it significant?
Uzun, alçak, tek katlı bu çarşı sokağının ortasından yürü: iki yanda halıcılar, seramikçiler, kemerli dükkân sıraları, ucunda da Sultanahmet Camii'nin minareleri. Burası Arasta Çarşısı. Ama asıl hazine, bu dükkânların hemen yanında, yerin birkaç metre altında. Önce çarşının kendisi. Arasta, 17.
Key Facts
| Place | Arasta Çarşısı ve Büyük Saray Mozaikleri |
|---|---|
| Address | Sultan Ahmet, Arasta Çarşısı, Torun Sokağı, 34122 Fatih/İstanbul, Türkiye |
| Geo Coordinates | 41.00430, 28.97740 |
| Part of Walk | Sultanahmet ve Bizans: İstanbul'un Bin Yedi Yüz Yıllık Kalbi |
| Generated | Generated |
Uzun, alçak, tek katlı bu çarşı sokağının ortasından yürü: iki yanda halıcılar, seramikçiler, kemerli dükkân sıraları, ucunda da Sultanahmet Camii'nin minareleri. Burası Arasta Çarşısı. Ama asıl hazine, bu dükkânların hemen yanında, yerin birkaç metre altında.
Önce çarşının kendisi. Arasta, 17. yüzyılın başında Sultanahmet Camii'nin külliyesinin bir parçası olarak yapıldı. Dükkânların kirası caminin vakfına giderdi; yani buradan alınan her halı, bir bakıma kandillerin yağını, imamın maaşını ödüyordu. Osmanlı şehrinde ibadet ile ticaret bir duvarın iki yüzü gibiydi. Arasta, bir caminin yanında aynı sıraya dizilmiş dükkânlardan oluşan çarşı demek; bu da Sultanahmet külliyesinin gündelik, kalabalık yüzü.
Şimdi müzenin kapısından içeri, aşağı in. 1930'larda İskoç St Andrews Üniversitesi'nden arkeologlar burada kazı yapınca, Büyük Saray'ın sütunlu bir avlusunun taban mozaiklerine rastladılar. Milyonlarca minik taş küpten yapılmış, beyaz zemin üzerine renkli sahneler: devenin sırtında iki çocuk, bir yılanla boğuşan kartal, keçi sağan bir adam, avcılar, efsanevi yaratıklar. Çoğu araştırmacıya göre beşinci yüzyılın sonu ile altıncı yüzyıl arasından kalıyorlar. Sahneleri çevreleyen kalın bordürde akantus yapraklarının arasından iri maskeler bakıyor; o yüzlerden biri, bıyıklı ve dalgın, neredeyse seni süzüyor gibi.
Ve en sevdiğim sahne: bir katır, sırtındaki adamı tekmeleyip yere atıyor. İmparator sarayının tabanında bir saray şakası... Bizanslıları hep ciddi, altın ikonalara bakan insanlar olarak düşünürüz; ama bu mozaiklerde hayvanlarıyla uğraşan, meyve toplayan, ava çıkan sıradan insanlar var. Sanki imparator her sabah avludan geçerken ayaklarının altında kendi köylülerini görüyormuş. Bir kartalın pençesinde kıvranan yılan, iyinin kötüyü yenmesi diye okunur; ama ustanın asıl derdi belki sadece hareketi taşa dökmekti.
Bu tabanın neden bu kadar iyi korunduğu da ilginç: saray yıkılıp üstü toprakla, molozla örtülünce mozaikler yüzyıllarca karanlıkta kaldı, güneşten de ayaklardan da korundu. Bazen bir şehri en iyi saklayan şey, onu unutmak oluyor. 1980'lerde ve 1990'larda mozaikler, Avusturya Bilimler Akademisi'nin katkısıyla uzun bir koruma çalışmasından geçti. Şimdi çarşının ucundan çık ve kısa bir yokuşu tırman: önünde, bu yürüyüşün başladığı Ayasofya'nın tam karşısında, altı minareli büyük cami duruyor.