Yeraltı Camii: Haliç Zincirinin Bekçisi
Why is it significant?
Kapıdan girip birkaç basamak indiğinde, gözlerinin loşluğa alışmasını bekle. Önünde sıra sıra kalın taş ayakların taşıdığı alçak tonozlar, yere serilmiş halılar, sarı ışıklı lambalar ve şehrin gürültüsünün birden kesildiği bir sessizlik var.
Key Facts
| Place | Yeraltı Camii: Haliç Zincirinin Bekçisi |
|---|---|
| Address | Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi, Kemankeş Caddesi, 34420 Beyoğlu/İstanbul, Türkiye |
| Geo Coordinates | 41.02240, 28.97660 |
| Part of Walk | Galata ve Pera: Köprüden İstiklal'e İstanbul'un Saklı Hikâyeleri |
| Generated | Generated |
Kapıdan girip birkaç basamak indiğinde, gözlerinin loşluğa alışmasını bekle. Önünde sıra sıra kalın taş ayakların taşıdığı alçak tonozlar, yere serilmiş halılar, sarı ışıklı lambalar ve şehrin gürültüsünün birden kesildiği bir sessizlik var. Burası bir cami, ama tavan başının hemen üstünde... Bir mahzenin içinde namaz kılınıyor. Sesini alçalt, yavaşça ilerle ve bir an tavana bak; taşların arasındaki eski harç izleri yüzyılları sayıyor gibi.
Bu kalın taş ayaklar Bizans'tan kalma. Pek çok tarihçiye göre burası, Bizanslıların Kastellion dediği Galata Hisarı'nın alt katıydı. Neden bu kadar önemli? Çünkü kuşatma zamanlarında Haliç'in ağzına dev bir demir zincir gerilirdi ve zincirin bir ucu bu kıyıdaki kaleye bağlanırdı. Düşman gemileri Haliç'e giremesin diye... Şehrin en eski güvenlik sisteminin bir ucu, muhtemelen tam şu an bastığın yerdeydi.
1453 baharında o zincir yine gerildi ve Osmanlı donanması gerçekten de geçemedi. Fatih Sultan Mehmed'in çözümü ise tarih kitaplarına girdi: Gemileri yağlanmış kızaklar üzerinde, Galata'nın arkasındaki tepelerden karadan yürüttü ve Haliç'e indirdi. 22 Nisan sabahı Bizanslılar uyandığında, zincirin iç tarafında, kendi limanlarında Osmanlı gemilerini gördü. Bu hamle kuşatmanın seyrini değiştirdi; Bizans artık surlarını Haliç tarafında da savunmak zorundaydı ve zaten az olan askerlerini daha da inceltti. Beş hafta kadar sonra, 29 Mayıs'ta şehir düştü. O zincirin parçaları bugün hâlâ duruyor; bir kısmı İstanbul'daki müzelerde sergileniyor.
Mahzen, Osmanlı döneminde uzun süre depo olarak kullanıldı ve ancak 18. yüzyılın ortalarında camiye çevrildi. İçeride iki türbe var. Rivayete göre burada yatanlar, 7. yüzyıldaki Arap kuşatmaları sırasında şehit düşen iki sahabe, Ebu Süfyan ve Amiri Vehbi. Tarihçiler bu rivayeti ihtiyatla karşılar. Ama türbenin önünde sessizce dua eden insanları görünce, bu sorunun burada pek kimseyi ilgilendirmediğini anlarsın.
Bir düşün: üstünde Karaköy'ün balıkçıları, kafeleri, vapur kuyrukları ve korna sesleri; altında ise bir Bizans kalesinin karanlık mahzeninde secdeye varan insanlar. Bu şehir katman katman yaşıyor ve en ilginç katmanlar çoğu zaman göz hizasının altında. Şimdi gün ışığına çık, köprüye doğru biraz geri yürü ve sağdaki Bankalar Caddesi'ne sap. Hazır ol, çünkü yol buradan itibaren tırmanmaya başlıyor.