Galata Köprüsü: Oltalar, Martılar ve Leonardo'nun Hayali

Why is it significant?

Köprünün ortasında dur ve korkuluğa yaslan; yanında sıra sıra oltalar, kovalarda çırpınan küçük balıklar, tepende de bitmek bilmeyen bir martı pazarlığı var. Bir yanında Haliç'in sakin suları, öbür yanında Boğaz'ın açıldığı yer, karşında da yamaca tırmanan Galata ve en tepede o külahlı taş kule.

Key Facts

PlaceGalata Köprüsü: Oltalar, Martılar ve Leonardo'nun Hayali
AddressGalata Köprüsü, Karaköy, 34420 Beyoğlu/İstanbul, Türkiye
Geo Coordinates41.01900, 28.97270
Audio Duration~3 min
Part of WalkGalata ve Pera: Köprüden İstiklal'e İstanbul'un Saklı Hikâyeleri
GeneratedGenerated

Köprünün ortasında dur ve korkuluğa yaslan; yanında sıra sıra oltalar, kovalarda çırpınan küçük balıklar, tepende de bitmek bilmeyen bir martı pazarlığı var. Bir yanında Haliç'in sakin suları, öbür yanında Boğaz'ın açıldığı yer, karşında da yamaca tırmanan Galata ve en tepede o külahlı taş kule. Bugün tam olarak o yokuşu çıkacağız, ama acele etme... önce köprüyü bir dinle. Ayağının altındaki köprü aslında yeni sayılır, 1994'te açıldı. Ama bu noktada köprü hayali çok daha eski. 1502'de Sultan II. Bayezid'e İtalya'dan bir mektup geldi; mektubu yazan adam Haliç'in üzerine tek kemerli, dev bir taş köprü yapmayı öneriyordu. Adı Leonardo da Vinci'ydi. Proje hiç yapılmadı. Leonardo'nun eskizi ise beş yüz yıl sonra Norveç'te küçük bir yaya köprüsüne ilham oldu. Yani İstanbul'un hiç yapılmamış en ünlü köprüsü, bugün bir İskandinav kasabasında duruyor. Haliç'in iki yakası arasındaki ilk kalıcı köprü ancak 1845'te, Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Valide Sultan'ın desteğiyle kuruldu ve İstanbullular ona Cisr-i Cedid, yani Yeni Köprü dedi. Ardından başka köprüler geldi. Bunların en çok sevileni, 1912'de bir Alman firmasına yaptırılan yüzer köprüydü; seksen yıl boyunca şehir onun üstünde yürüdü, altındaki çay ocaklarında oturdu, vapurlar onun yanına yanaştı. 1992'de çıkan bir yangında ağır hasar gördü ve parçaları Haliç'in yukarılarına çekildi. Eski siyah beyaz İstanbul fotoğraflarında gördüğün köprü bu değil, onun ağabeyi. Şimdi oltacılara bir bak. Bazıları yıllardır aynı demir korkuluğun aynı köşesinde duruyor ve onlara bugün ne vurduğunu sorarsan sana mevsimi, rüzgârı, akıntıyı uzun uzun anlatırlar. Lüferin, istavritin, hamsinin geldiği günleri bu köprüde herkes bilir; balık haberi buradan bütün şehre yayılır. Köprünün alt katı ise bambaşka bir dünya: balık ekmek kokusu, garsonların seslenişi, vapur düdükleri ve suya vuran akşam ışığı... İstanbul'un en kalabalık sahnelerinden biri. Bir de küçük bir sır: Galata isminin nereden geldiğini kimse kesin olarak bilmiyor. Kimisi onu Yunanca süt kelimesine, eskiden buralarda otlayan sürülere ve sütçülere bağlar; kimisi Galatlara, yani bir zamanlar Anadolu'ya kadar gelmiş Kelt kavimlerine. İstanbul böyledir, bir semtin adı bile tartışmalıdır. Hadi şimdi köprünün Karaköy ucuna yürü, sola dön ve hırdavatçılarla dolu Perşembe Pazarı sokaklarına dal; orada minaresi bir çan kulesine benzeyen bir cami seni bekliyor.

Nearby stories