Pera Müzesi: Kaplumbağa Terbiyecisi
Why is it significant?
Karşında köşeyi saran, pencereleri sıra sıra dizilmiş zarif bir cephe var. Eskiden Bristol Oteli olan bu bina, 2005'ten beri Pera Müzesi. Girişteki afişlere bakarak bile buranın İstanbul'un en sevilen sanat adreslerinden biri olduğunu anlarsın.
Key Facts
| Place | Pera Müzesi: Kaplumbağa Terbiyecisi |
|---|---|
| Address | Meşrutiyet Caddesi No:65, Tepebaşı, 34430 Beyoğlu/İstanbul, Türkiye |
| Geo Coordinates | 41.03180, 28.97520 |
| Part of Walk | Galata ve Pera: Köprüden İstiklal'e İstanbul'un Saklı Hikâyeleri |
| Generated | Generated |
Karşında köşeyi saran, pencereleri sıra sıra dizilmiş zarif bir cephe var. Eskiden Bristol Oteli olan bu bina, 2005'ten beri Pera Müzesi. Girişteki afişlere bakarak bile buranın İstanbul'un en sevilen sanat adreslerinden biri olduğunu anlarsın. Köşedeki yuvarlatılmış hatta dikkat et; bina böylece caddenin iki yönüne birden açılıyor. Ama bu durakta seni asıl bir tablo ilgilendiriyor.
Kaplumbağa Terbiyecisi. Osman Hamdi Bey'in 1906'da yaptığı bu resimde, uzun kırmızı bir cübbe giymiş, yaşlıca bir adam görürsün. Üzerinde müzik aletleri asılı, elleri arkasında; önünde yerde, yaprakları kemiren kaplumbağalar var. Adam onlara bir şey öğretmeye çalışıyor... ve kaplumbağalar hiç oralı değil. Arkada, çinili pencereleriyle Bursa'daki Yeşil Cami'nin üst katını andıran bir mekân yükseliyor.
Peki ressam kim? Osman Hamdi Bey yalnızca ressam değildi; arkeologdu, müzeciydi, Sultanahmet'teki Arkeoloji Müzesi'nin kurucusuydu. Gençliğinde Paris'te hukuk okumaya gitmiş, ama orada Jean-Léon Gérôme gibi ustaların çevresinde resme yönelmişti. Resimdeki yaşlı adamın yüzü için de kendisini model aldığı düşünülür. Birçok sanat tarihçisi tabloyu ince bir hiciv olarak okur: reformları ağır ilerleyen bir imparatorlukta, sabırla bir şey öğretmeye çalışan aydının çaresizliği. Kaplumbağalar yavaş, adam inatçı... ve zaman akıp gidiyor.
2004'te tablo satışa çıktığında Türkiye'de manşet oldu ve Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alındı; o güne kadar bir Türk ressamının eserine ödenmiş en yüksek fiyatlardan biriydi. Ertesi yıl müze açılınca resim halkla buluştu. Bina da kendi hikâyesini taşıyor: 19. yüzyılın sonunda otel olarak açılmış, müzeye dönüştürülürken cephesi korunmuş, içi ise baştan yenilenmişti. Müzede bunun dışında Kütahya çinileri, Anadolu'nun ağırlık ve ölçü aletleri ve Osmanlı İstanbul'unu resmeden Avrupalı ressamların tabloları da var. Elçiler, kabul törenleri, kahvehaneler... şehrin yabancı gözlerle görünüşü.
Küçük bir not: bu tablonun iki versiyonu var; Osman Hamdi aynı konuyu bir yıl sonra bir kez daha resmetti. Belki de ressam kendi kaplumbağalarına bile tam söz geçirememişti. Şimdi müzenin yanındaki sokaklardan birine sapıp İstiklal Caddesi'ne çık, sola dön ve kalabalığa karış. Birkaç adım sonra, caddenin kenarında kırmızı tuğlalı, sivri kemerli bir cephe göreceksin.